Eyl 23, 2009

Posted by in tahtacılar | 0 Comments

Tahtacılar

Tahtacılar göçebe Türk toplulukları arasında yerleşik yaşama en son geçmekte olan gruplardandır. Oldukça gecikmiş bir göçebelikten yerleşik yaşama geçiş sürecinde Tahtacılar toplumsal yaşama uyum problemleri yaşamakta, kimliklerini ifade etmekte çekingen davranmakta, ekonomik sıkıntı çekmekte, toplumsal yaşama karışma ve temsil edilmede zorlanmaktadır. Yüzyıllarca korudukları yaşam deneyimi ve kültürlerinin yok olması tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Tahtacı kimliğinin tanımlanması, kültürel değerlerin kayda alınması, Tahtacıların sosyal yaşama ve ekonomik yaşama entegrasyonu için desteğe ihtiyaçları vardır.

Tahtacılar Türkler’in 11-14. yüzyıllar boyunca Orta Asya’dan batıya doğrı yaptıkları göçler sırasında İran üzerinden Anadolu’ya gelen gruplardandır. Tarihsel dönemler boyunca Selçuklular, Safaviler, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde Doğu Akdeniz’den Kuzey Eğe’ye kadar olan alanda kıyı boyunca dağlık alanlarda yaşamışlardır. Göçebe Türk toplulukları arasında (hayvancılıkla uğraşan Yörüklerle birlikte) yerleşik yaşama en son geçen / geçmekte olan topluluklardandır. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi nedenlerle Sünni İslam’ı seçmesiyle Tahtacı Toplulukları diğer Anadolu boyları ile birlikte devletin hakim inanç politikalarının dışında kalmışlardır.

Anadolu’da Alevilere uygulanan baskı ve sindirme politikalarından etkilenmişlerdir. Ayrıca aynı kökten geldikleri için de Osmanlı’ya rakip olabilecekleri kaygısıyla sürekli gözlem altında tutulduklarından yerleşik yaşama geçememiş, dağlarda orman işçiliği yaparak hayatlarını sürdürmek zorunda kalmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte devletin kendilerine sahip çıkacağı, inançlarına karışmayacağı beklentisiyle Tahtacılar devletle yakınlaşmaya başlamışlardır. Bu ortam Tahtacılar’ın önce köylere 1960’lardan sonra da Adana, Mersin, Antalya gibi büyük şehirlere yerleşme sürecini başlatmıştır.

Tahtacılar’ın Orta Asya’dan getirdiği “insanın doğanın bir parçası olduğu inancı” Şiilik, Alevilik, Bektaşilik, kadim anadolu dinleri, Ortodoks ve Katolik Hıristiyanlık gibi inançların hepsiyle etkileşime geçmiştir. Bu günkü Tahtacılar’ın inanç ve geleneklerinde hepsinden izler vardır.

Tahtacılar Aleviler içinde sayılmalarına karşın Şiilik ve Bektaşilik gibi kurumsallaşmış dini uygulamalar yerine doğaya daha yakın ve aklı öne çıkaran görece daha uyumlu bir inancı yaşarlar. Tahtacılar dualarını her yerde, kendi dillerinde ve düşünceleriyle öne çıkmış öndelerin desteğiyle yaparlar. Kalıcı ibadet yerleri ve görevli din adamları yoktur. Bağnazlıktan ve tutucuktan uzaktır.

Sosyal yaşamın düzenlenmesi ve aile içi ilişkilerde islamiyet öncesi Türk topluklarının uygulamalarına yakın, cinsiyet ayrımcılığından uzak anlayışlar eğemendir.

Tahtacılar kendilerini etnik olarak Türk, inanç olarak Alevi saydıkları için diğer etnik ve dini gruplar için yapılan iyileştirme ve desteklerden yararlanma şansları olmamıştır. Geçmişte yaşanan Osmanlı’nının akraba grupları devletten uzak tutma politikası nedeniyle uğradıkları toplumun dışında bırakılmalarına ek olarak Aleviler’e yapılan baskı ve dışlamalardan da etkilenmişlerdir.

Göçebelik yaşamı boyunca kadınlar bir yandan ev işlerinden ve çocuk yetiştirmekten sorumlu oldukları halde öte yandan erkeklerle birlikte ağaç kesme, taşıma çalışmalarının içinde yer almışlardır. Orman’da yaşamanın getirdiği koşullara bağlı olarak en temel sağlık hizmetlerinden uzakta, diğer kadınların yardımıyla doğum yapmış ve çocuklarını büyütmüşlerdir. Göçebe yaşamın bir sonucu olarak sosyal güvenceden yoksun olan insanların çoğu yaşamlarını ormanlarda son anlarına kadar çalışarak sürdürmek zorunda kalmışlardır. Yerleşik yaşama geçişle birlikte toplumsal yaşama uyumsuzluk, ekonomik faaliyetlere katılamama, eğitimsizlik ve yoksulluktan en çok etkilenen ve gelecek kaygısı duyan kesim kadınlar olmuştur.

Göçebelikle geçen bir yaşamın içinde çocuklar okula gönderilememiş veya çalıştıkları ormana en yakın köyün okuluna kaydedilmiştir. Okulun süresi dolmadan yer değişiklikleri nedeniyle kesintiye uğrayan ve her yıl değişen okullarda okumak zorunda kalınan bir ortamda çocukların okullaşma ve eğitim seviyeleri düşüktür. Orman işçiliğinde eli iş tutan her insana gerek olduğundan en kısa zamanda işe atılmak zorunluluğu okula gitmeyi özendirmemiştir. Şehirleşme ile birlikte geçerli meslekleri olmayan büyük bir çoğunluk ekonomik yaşamın dışında kalmaktadır.

Tahtacılar yüzyıllar boyunca yerleşik bir yaşama sahip olmadıkları için sözlü edebiyat, müzik, söylence, gelenek, tören ve danslardan oluşan bir birikimi yaratmışlardır. Göçebe yaşamı onları yazılı kültürden uzak tutmuş, toplumla bütünleşme, mal edineme, devlette temsil edilme gibi konularda fırsat tanımamıştır. Son elli yılda yerleşik yaşama geçiş süreciyle birlikte sözlü birikimin unutulma ve yok olma süreci başlamıştır. Yerleşik yaşama geçiş ve uyum zorlukları dışlanmışlık duygusuna neden olmuş, kimliklerini ifade etmekten kaçınmışlardır. Bu olumsuz hava hala sürmektedir. Sözlü Tahtacı kültürü bu günün baskın, yoğun ve hızlı iletişim ortamına dayanacak güçte değildir. Her geçen günle birlikte yok olmaktadır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>